Bugünün medeniyetinde insan
İnsan, oldukça eski bir konu olabilir ve benim de ilk bakış¬ta oldukça açık bir konuyu ele aldığım sanılabilir. Hâlbuki ant¬ropolojideki, beşerî bilimlerdeki hatta bütün bilimlerdeki tüm fenomenler içinde en meçhul konu insandır. Aristo'dan günü¬müze, insan hakkında yapılan tanımlamaları duyduğumuzda veya okuduğumuzda insanın farklı bilim dallarında gerçekleş¬tirdiği onca gelişmelere ve ilerlemelere rağmen çağdaş bili¬min, dünyadaki tüm olayları insandan daha iyi tarif ettiği¬ni ve tanımladığını görüyoruz. Her şeyden önce, her türlü medeniyeti yaratmadan önce, her kültürü ve her öğretiyi insan için ortaya koymadan önce insanı tanımalıyız. Ama ne yazık ki insandan başka her şeyi tanıyoruz!
Özellikle de son üç yüzyılda geçmişe oranla bilimler daha faz¬la ilerlemiş; insan, bir ölçüde tabiat ve eşya hakkında ayrıntılı ve doğru bir takım bilgiler edinmiştir. Çünkü eski bilimle¬rin, dinin ve felsefenin özelliği: insanın özelliklerini ve insanın bu evrendeki görevini, hayatın manasını ve evrenin hedefini tanımaktı.
Fakat bu son üç yüzyılda Batı, Francis Bacon'a ait yeni bir ideal belirledi ve şu ana kadar da bu idealini korudu. Bu ide¬al şuydu: Eski bilimler ve felsefeler sadece insanın, dünyanın gerçekleri hakkında daha fazla bilgi edinmesini amaçlıyordu. Ama günümüz bilimleri bu hedefi bir kenara itmelidir. Yeni bir misyon belirlemelidir. Bilimin diğer misyonu ise iktidardır. Francis Bacon şunu ilan etti: "Sadece insana hayatta güç kazandıran bilim ve felsefe, gerçek ve ka¬bul edilebilir bilim ve felsefedir." Nitekim günümüzde hızla ilerleme kaydeden bilim, sadece insanın güç kazanmasına yardımcı olmuştur. İnsanın güçlenmesinden maksat, insanın doğaya hâkim hale gelmesidir. Doğaya hâkim olmak ise insa¬nın yeryüzündekilerden daha iyi istifade etmesi¬ni sağlamaktır.
Bu çalışmalar, bilim ve felsefe dallarının son üç yüzyılda sa¬dece insanı daha güçlü kılmanın peşinde koşmasına neden ol¬du. Yani sanayi ve teknoloji ile sonuçlandı. O halde eski bilim¬ler ve felsefeler, insanın dünya hakkında bilgili (marifet sahibi) olmasını sağlamak içindi. Ama günümüz biliminin hedefi, bi¬limi ve bilimsel çalışmaları, teknolojiye dönüştürmektir. Çünkü bilimi insanın hayatında güce dönüştürebilen tek araç tekno¬lojidir.
Geçmiş zamanlarda bilgisi olan herkes, daha birikim sahibi ve daha bilinçli idi; ama Bacon bunun bir değer ifade etmedi¬ğini belirtiyor. Ona göre en bilgili insan, en güçlü olandır. Ya¬ni daha silahlı, daha sermayedar ve daha zengindir. Bu açıdan bakıldığında, örneğin eskiden Atina daha bilgili, ama Roma daha güçlüydü. Bugün bilginin yegâne hedefi, insanı yeryü¬zünde ve hayatta güçlü kılmaktır. Bacon'a göre bilim sadece insanın hayatta güçlenmesine ve tabiata hâkim olmasına yardımcı olmaktadır. "İnsan nasıl iyi olabilir?" sorusuna bir cevap vermeyi asla dü-şünmemiştir. Bu yüzden bu çağın insanı, tarih boyunca tabi¬ata en çok hâkim olan insandır; ama insan kendine hâkim olma açısından kültür ve medeniyetin olduğu her dönemden daha zayıf ve acizdir.
Çağdaş insan, tabiatı geçmiş asırların insanından daha iyi tanıyor; ama kendini tanımak açısından çağdaş insan, geçmiş asırlardaki insandan daha geridedir. Eğer eski bir filozofa: "Hayat nedir?" diye soracak olsaydık veya "insan nedir ve bu dünya boş ve hedefsiz bir şey midir?" diye soracak olsaydık en azından bir cevap verebilirdi.
En azından insanın daima peşinde koşturduğu, halledilme¬si gereken ve bilim tarafından çözülmesi gereken bu temel meselelere cevap vermenin, kendi görevi ol-duğunu hissederdi. Ama bugün bir bilim adamına soracak olursak şöyle der: "Biz asla bu meseleleri halledemeyiz. Bun¬ları kendi haline bırakmalı, düşünmemeliyiz. Ben sadece bir olay veya birden fazla olay arasındaki ilişkiyi keşfet¬mek istiyorum. Böylece onu hizmete alarak teknolojiye çevir¬meliyim. Onu üretmeli ve insanın eşyadan daha fazla istifade etmesini sağlamalıyım."
O halde insanın fikren çabalarının tümünün hedefi sanayileşmektir. Teknolojinin ve sanayinin hedefi ise üretim ve tüketimdir. Yani insanın tüm çabaları, daha fazla tüketim içindir. Bu yüzden de günümüz medeniyeti, tüketim medeniyetidir. Tüketim ilkesi çağdaş medeniyetin en bariz özelliğidir.
Yazarların, sanatçıların ve modern heykeltıraşların kahra¬manlarına bakacak olursanız, kahramanlarının dejenere oldu¬ğunu görürsünüz. Bunların hepsi de tesadüf olamaz. Bu hu¬susta Avrupa'yı daha yeni, hem de uzaktan tanıyan bizler hü-küm veremeyiz. Aksine bu medeniyet ve bilim çevresinde ya¬şayan kimselere "kendini nasıl buluyorsun?" veya " bu ortam¬da yaşayan insan, nasıl bir insandır?" diye sormak gerekir.
Rotterdam şehrine oldukça ilginç ve incelemeye değer bir heykel vardır. Bu şeh¬rin orta yerinde doğal olmayan, taştan bir heykel göze çarp¬maktadır. Bu heykel bir iskelettir. Heykelin bileği, ekleminin üzerinde değil de pazısının ortasında yer almış, dolayısıyla eklemi de yoktur. Diğer kolu ve dizleri de keza böyledir. Ayak bi¬leği de aynı şekildedir ve tüm parmaklan birbirinden ayrılmış¬tır. Boynu da başı da aynı şekildedir. Öyle ki uzaktan bakınca İnsan, bu heykelin o anda yıkılı

döküleceğini sanmaktadır.
Rotterdam heykeli çağdaş insanın heykelidir. Bacon'un dediği gibi güçlü olmuş, savaş sonrası, modern insanı gös¬termektedir. O kadar güçlenmiş ki taşlaşmış, bir taş gibi sert¬leşmiştir; ama aynı zamanda da dökülmekte ve her an yıkıla¬cak haldedir.
Eliot (1888-1965) bugünkü İngiltere'nin en büyük şairi, yazarı, filozofu ve ede-biyat eleştirmenidir, çağdaş insa¬nı, çağın güçlü insanını daha tatlı bir şekilde tanıtmaktadır. Eliot'un romanının kahramanı olan Tiresias eski Yunan tanrıçalarından biridir. Hem dişi hem erkektir. Bu kahraman, güçlü olan günümüz insanının sembolü olup, dünkü insandan iki kat daha güçlüdür. Ama bu nasıl bir iki kat büyüklüğe sahip olmaktır? Ama kısır ve daha zayıf olan bir iki kat olmaktır bu. İnsanî açıdan bunun yarısı olan eski insan¬dan daha düşük bir konumdadır. Bütün bunlar neden yapıl¬mış? Niçin medeniyet? Niçin bilim? Niçin bunca güce ve gör-kemli sanata sahip olan bu deha, böyle bir insan betimledi? Rotterdam heykelini niçin yaptı? Niçin bu görkemi, gücü ve nimetleriyle hayat bir 'Bulantı" haline dönüştü? Niçin bu bü¬yük medeniyet Camus'nun deyimiyle "veba" hastalığına tutul-muştur? Niçin eski insanın iki katı olan çağdaş insan, hünsa¬dır, etkisizdir? Bana göre bilim her şeyden önce insanı tanı¬malıydı. İnsanın anlamını açıklamalıydı. Daha sonra da insa¬nın ihtiyacı ve buradaki hayatında sahip olduğu görevi ile uyumlu bir şekilde medeniyete, teknolojiye, keşiflere ve buluş¬lara koyulmalıydı. Ama bilim insanı asla tanımamış ve yeryü¬zündeki insanı anlamlandıramamıştır. Durmadan bina üstüne bina yapmakta; ama bir defa olsun orada yaşayacak olan in¬sanın gerçek ihtiyaçlarının ne olduğunu düşünmemektedir. Sürekli olarak önceki binadan daha modern, daha gelişmiş olan binadan bahsetmektedir. O halde bu medeniyeti kimin için vücuda getiriyoruz? Aslında bir medeniyet vücuda getirmeden, bilimsel bir yöntem be¬lirtmeden ve bilim veya felsefe için bir görev tayin etme¬den önce tüm gücümüzle insanın nasıl bir varlık olduğunu ve ne kadar farklı, çeşitli boyutları olduğunu tespit etmeli ve daha sonra da bu bilgi esasınca işleri programlamalı, me-deniyet yaratmalıyız. Bu bilgi temelinde bilimin görevini tespit etmeliyiz.
Dipnotlar
Rotterdam İkinci Dünya Savaşı'nda yerle bir edildikten sonra tamamen mo¬dern mimarî ile inşa edilen bir bakıma modern mimarî müzesi denilebilecek bir şehirdir. Yollar, caddeler, şehir yapılaşması, parklar, kısaca her şey, modern ya¬

ılaşmanın ürünüdür. Böyle bir şey sadece Rotterdamda gerçekleştirilebilirdi. Çünkü şehir, savaşta tamamen yerle bir olmuştu.
--
« True innocence is not ashamed of anything. »
« La vraie innocence n'a honte de rien. »
(Jean-Jacques Rousseau)
website : [link]
facebook : [link]
--
[link]
my music
--
umay umay myspace [link]
--
[link]
my music
Previous PageNext Page